Skip to main content

Kimi Zaman

Birinin içinde kopan fırtınaları sadece esintiyle ifade edebilmesi, duyguların dilden üstün olduğunun en büyük göstergesidir. Hissettiklerini kendisinin bile anlamaması bu zamana kadar kişiye anlatılmamasındandır, çünkü anlatmak için yeterli tanım asla yapılamamıştır. Biz çoğu zaman duygularımızın taştığını hissederiz, bir yerlere veya birilerine aktarmak için çeşitli yollara başvururuz. Yazmak gibi, konuşmak gibi, çizmek gibi... Ve nihayet durulduğumuzu hissettiğimizde döner bakarız yaptıklarımıza.

Çoğu zaman geçmişine bakar insan, ve onları yaşayanın kendisi olduğuna inanamaz bile.

Biz sevmek uğruna çok şeyimizi feda ederiz, sevdiğimiz için onurumuzu çiğner, asla'larımızı sileriz. En kötü sonun ayrı kalmak olduğunu sanarız, ki bana kalırsa en büyük yanılgımızdır bu. En kötü son kavuşmaktır, kavuşulamayan kişiye duyulan özlemin sevgiye kattığı değer; kavuşmayla son bulur. Heyecan biter, sahip olmanın verdiği rahatlama vardır içte. Sonunda inat edecek, peşten koşulacak bir şey kalmayınca kaybetmekten beter eder insanı kavuşmak.

Çoğu zaman geçmişine bakar insan, ve onları yaşatanın o olduğuna inanamaz bile.

Biz hayaller peşinde koşarken gerçekleri unutan, yaptığımız işi mola vakti gelsin diye yapan varlıklarız. Nasıl ki bir öğrenci teneffüsü bekler dersi unutup, nasıl ki bir işçi iş çıkışını bekler makineler arasında, nasıl ki insan kurtuluşu bekler onca derdin arasında; biz hayaller arasında unuturuz benliğimizi. Hedeflerimiz doğrultusunda yaşamayız hayatı, bir an önce hedefe varabilmek isteriz. Beklemek en kötüsü, varmaksa tek idealdir.

Çoğu zaman geldiği noktaya bakar insan, ve gelenin kendisi olduğuna inanamaz bile. Çoğu zaman yaptıklarının farkında olmadan, tesadüfün yüceliğine boyun eğer insan; işini şansa bırakıp en çok da kendine güvenir. 

Kimi zaman kendine bakar insan, ve bunları yaşayanın o olduğuna inanamaz bile.

STK

Comments

Popular posts from this blog

Seçim

Acı damarlarımda geziniyor, pıhtılaşması tek kurtuluşum. Duracağı yok bu hissin, iliklerimde titremeler seziyorum. Ölümüm hayat sıvılarımı kaybımdan değil kazanımımdan olacak. İstemsizce doğruluyor bedenim, kaçmak için koşuyorum. Koştukça yoruluyor koştukça damarlarımdakine ihtiyaç duyuyorum. Acı; acı arttıkça damarlarım genişliyor. Sanırım bedenimi ele geçirecek. Kendi parçamın beni paramparça edebileceğini düşünemedim. Tecrübesizlikten olacak ki sezemedim. Her an yığılabilirim bir yere, kalkmayacak oluşum bana zaman kazandırabilir. Sanırım hayatımda ilk defa bir şeyden kaçınırken hareketsizlik benim için zamanı durdurabilir. Hislerim paylaşılmak için fazla acımasız, saklanmak içinse fazlasıyla acılı. Kollarımın hakimiyetini kaybediyorum, gözlerim kararıyor aniden. Birilerini, bir şeyleri bulmalıyım etrafımda. Yakınımı kolluyorum; tek bulduğum ele geçirilişim. Çaresizliğim davranışlarıma yansıyor olacak ki güç alıyor diğerleri. Duygular acıyla harmanlanınca, kaybediş bu kadar ke...

Kendime Sır

Bağıra bağıra gülmek içten ağlamaların dışavurumudur. Ne acıdır ki, gülmekten oluşmuyor göz kenarlarımızdaki çizgiler. Yahut alnımızdaki kırışıklıklar güneşe bakamamanın bir sonucu değil. Her ikisi de gecenin en yoğun saatlerinde sigara dumanından yanmasın diye gözlerimiz, ve duymasınlar ağladığımızı diye yer ediyor yüzümüzde. Gözyaşı tutmak kişiliklerimizden çok kaslarımızı geliştirse, hepimiz en güçlü olmaktan yorulmak yerine en güçlü çehrelere sahip olurduk herhalde. Uzun soluklu bir kahkahanın bizi soluksuz bıraktığı bir günü görme isteği, kısa süreli mutlulukların bize nefes aldırmaktan başka bir halta yaramıyor olmasından kaynaklıdır belki de. Kötü rüyalardan uyanmak bile insanı mutsuz ediyorsa asıl kabusu sabahın ilk ışıklarıyla başlıyordur onun. Hayalimizdekilerden yara almayacağımızı bilmek ve gerçeklerin açtığı yaraları görememek bizi uykuya bağımlı hale getiriyor olmalı. Bazen yere yüzüstü gömülüp saatlerce öyle kalmak istiyoruz. Kendi avuç içlerimizi kendi tırnaklarım...

Yasemin Çiçek'e

Herkes öğrencilik dönemini yaşamıştır şu hayatta, ve herkes elbet bir dersten nefret etmiştir. Bu bir ders ilkokulda kolay gelir çocuğa ve genellikle de matematiktir. Sayılar toplanır çarpılır ve işin en kolay kısımları çocuk tarafından kolayca yapılır. Derken liseye geçilir, hani şu herkesin bahsettiği su gibi geçen yıllar... İlk gününün bile yıllarca anlatılacağı ancak yaşarken anlaşılamayacağı altın değerinde yıllar. Matematik demiştik, ilk yazılılara kadar çok güzeldir lise. Herkes aynı puanlarla gelmiştir ve birbirlerine alışırlar. Bahsedilen ilk yazılılardan matematik gelir geçer, öğrenci ilkokul toplama işlemlerinde kullandıkları sayılardan birini görür not kağıdında, en üstte. Yıkılır, suç atacak birilerini arar. Öğretmenine atmak istese sınıfta daha iyi alanları düşünür, kendisine atamaz çünkü çok güvenir zekasına. Derse atar suçu ve matematikten nefret eder. Bu kendine çok güvenen öğrenci nedense matematiği hiç beceremez. Ben bu öğrencilerden Taha Kubat, bugün bulun...